Amerikan filmleri ile büyüdük. Orada bize, “Amerikan Rüyası” dikta edildi. Nedir?
Amerika, özgürlükler ülkesidir,
Amerika, fırsatlar ülkesidir,
Amerika, rüyaların gerçek olduğu ülkedir,
Amerika, herkesin herkese saygı gösterdiği ülkedir,
Amerika, Amerika, Amerika... vs. vs. vs.
Edirne'den dışarı çıkmamış, pasaportu bile olmayan Türkler ve diğer insanlara hep bu anlatıldı. Doğal olarak ne kadar alt kimlik, üst kimlik, öğrenci, aile varsa bu temel üzerinden hayaller kurmaya başladı: “Ben bu ülkede bi'hayat kurmalıyım. Kimse bana karışmaz, hor görmez, dışlamaz vs.” Bu koca yalan epeyce oyaladı dünyayı. Çünkü sadece Hollywood filmleri vardı referans alınacak. Onlar da adı üzerinde filmdi. Gerçek değildi. Nasıl yazılırsa, o şekilde oynanabilirdi. Zemini dekor olarak, bağlantıları makyajla halledebilirseniz ve bunu en güzel kadınlarla, en yakışıklı erkeklerle perdelere yansıtırsanız, dünya kamuoyunun dikkatini çekmek mümkün olabilirdi, oldu da zaten...
Fakat yıllar içinde oralara gidip gelenlerin sayısı arttı. İletişim imkânları genişledi. Ekonomik atılımlar, ABD ne kadar müdahele ederse etsin, genişledi. Gerçeklerin üzerindeki ABD menşeili sır perdeleri kalkınca, herkes doğruları daha rahat özümsemeye başladı...
Artık çok iyi biliyoruz ki; Amerika'da ancak Amerikan hükümetinin çizgisine yakın bi'tutum sergilersen özgür kalabilir ve sesini duyurabilirsin. Başkan ve başkanı seçen zihniyete ters düşersen ortadan kalkarsın, yok edilirsin. Ülke için yararlı bile olacaksa sistemi değiştiremezsin. Değişmesini teklif edemezsin. Zaten eni-konu 100-150 yıllık bi’tarih var onu da bulandırmana ve daha doğrusu bende parolası ile hamle yapmana kimse müsade etmez. Bunun dışında, çıplak gezmen, gay-lezbiyen olman, alt kimlik-üst kimlik çok önemli değil. Bunları doyabildiğince, sonsuza kadar yaşa yaşayabildiğin kadar. Bunları yaşayabiliyorum diye her şeyi yapabileceğini sanan yanılgı dolu insanlar olarak ancak bu yıllara kadar gelebildik… Bu noktada neyseki Türkiye var. Çünkü Türkiye eğer dürüst bi’gözle bakılabilirse, olamayacak şeylerin de olabildiği bir ülke var mıdır acaba? Sorusunun cevabı olarak dünya kamuoyunun sahnesine çıkıverdi. Her türlü özgürlük var:
•Kafası bozulan yüzüne donunu geçirip, Taksim’e çıkabilir.
•Canı isteyen kolluk kuvvetlerine taş, molotof kokteyli, tanımsız kimyasal maddeler, hatta kuru sıkı veya gerçek kurşun atabilir.
•Polis bu saldırıya cevap verirse kıyamet kopabilir.
•Ülkeyi bölmek isteyen, Türkiye Cumhuriyeti düşmanı terörist örgüt PKK’nın bayrakları önünde resmi kıyafetli kişiler, “Sayın” ibaresi ile açıklamalar yapabilir.
•Teröristlerin bir kısmı, silahı bırakıp, takım elbise giyerek, meclise girebilir ve ülkenin sinirlerini gerecek açıklamaları gayet fütursuz yapabilir.
•Oy kaygısı ve dış baskı ile bütün bunlara DUR demesi gerekenler, “açılım” adı altında açık verebilir.
•Anayasa’nın, değişmez, değişmesi teklif edilemez denen maddeleri dar kafaların ve düşük vizyonların, kısacası çapsız siyasetçilerin oyuncağı olabilir…
•Fakir oylarla gelenler, en zenginler listesine girebilir.
•Tarikatlar, alıp başını gidebilir, istediği gibi yaygınlaşabilir, para toplayabilir, siyasi baskı yapabilir, dini kafasına göre ve avantasına göre değiştirebilir.
•Rüşvetle her istediğini yapabilir ve yaptırabilirsin.
•Medyayı, köşe yazarlarını satın alabilir ve tetikçin olarak kullanabilirsin. Onların kariyerini tüfek, cümlelerini de kurşun yapabilirsin.•Dış sermayenin en karlı yatırımları yapmasına seyirci kalırsın, kendi vatandaşının bu kârdan pay alamadığının hesabını vermen gerekmez. Zaten soran da olmaz.
•Ermeniler, rumlar lobileri sayesinde, yalan-yanlış bahanelerle saldıracaklar, küçük düşürecekler, canımızı sıkacaklar, biz de susup oturacağız.
•Avrupa Birliği ticaretini yapacak, biz fayda almak istediğimizde, ne işin var senin Avrupa’da, dur n’oluyo denecek.
•Alt kimliklerin, azınlıkların ve mezheplerin tamamı şahane bir yaşama ve makama sahip oldukları halde, zulüm gördüklerini iddia ederek masum vatandaşın payından pay almaya, kendilerini zenginleştirirken Türkiye Cumhuriyeti vatandaşını fakirleştirmeye devam edilecek.
Şu yazıyı keşke yazmasaydım, çünkü anladım ki, istendiğinde örnekleri çoğaltmak mümkün olabilecek, bu da beni-bizi daha da sinirlendirecek.
Sonuçta görüldüğü gibi, kâğıt üzerinde, sözüm ona özgürlüğün adresi ABD ama bu saydıklarımdan bir tanesini bile orada uygulamak mümkün değil. Fakat yıllarca yabancılar tarafından Geceyarısı Ekspresi filmi ile manevi baskı altında tutulan Türkiye Cumhuriyeti, tam bir Özgürlük Çiftliği haline dönüştü… Çiftlik hayatı genelde suni değil de, doğal olduğu için sevilir ama biz de bu bile doğal değil, suni olarak doğdu. Bakalım ne olacak?
Cem ARSLAN